Ortadoğu’daki Gerilimler Küresel Bir Petrol Krizini Tetikler mi?İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine yönelik olası askeri harekât haberleri, küresel petrol piyasalarında ciddi dalgalanmalara neden oluyor. Bu tehdit, petrol fiyatlarında önemli bir artışa yol açarak piyasalardaki derin endişeleri yansıtıyor. Başlıca endişe, küresel arzın kritik bir bileşeni olan İran’ın petrol üretiminde ciddi bir kesintiye yol açma olasılığından kaynaklanıyor. Daha da önemlisi, olası bir tırmanış durumunda İran’ın misilleme yapma ihtimali, özellikle dünya petrolünün büyük bir kısmının geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı’nı kapatma riski taşıyor. Böyle bir senaryo, geçmiş Ortadoğu krizlerinde görülen tarihi fiyat sıçramalarına benzer, benzeri görülmemiş bir arz şokuna neden olabilir.
İran şu anda günde yaklaşık 3,2 milyon varil petrol üretiyor ve bu üretim, stratejik öneminin ötesinde kritik bir rol oynuyor. Özellikle Çin’e yapılan ihracatlar, ülke ekonomisi için hayati öneme sahip; dolayısıyla herhangi bir kesinti ciddi etkiler yaratacaktır. Kapsamlı bir çatışma, domino etkisi yaratan ekonomik sonuçlar doğurabilir: aşırı petrol fiyat artışları, küresel enflasyonu körükleyerek ekonomileri resesyona sürükleyebilir. Her ne kadar bir miktar yedek kapasite mevcut olsa da, uzun süreli bir kesinti ya da stratejik Hürmüz Boğazı’nın kapatılması bu kapasiteyi yetersiz bırakır. Petrol ithalatçısı ekonomiler, özellikle gelişmekte olan ülkeler, büyük ekonomik baskı altına girerken; Suudi Arabistan, ABD ve Rusya gibi büyük petrol ihracatçıları önemli finansal kazançlar elde edebilir.
Ekonomik etkilerin ötesinde, böyle bir çatışma Ortadoğu’nun jeopolitik dengesini kökten sarsar, diplomatik çabaları baltalar ve bölgesel gerilimleri tırmandırır. Jeostratejik açıdan, kritik deniz yollarının güvenliğini sağlama ihtiyacı ön plana çıkar ve küresel enerji tedarik zincirlerinin kırılgan yapısı daha net ortaya çıkar. Makroekonomik düzeyde ise merkez bankaları, büyümeyi bastırmadan enflasyonu kontrol etme gibi zorlu bir görevle karşı karşıya kalır; bu da güvenli liman varlıklarına talebin artmasına yol açar. Mevcut durum, küresel enerji piyasalarının ne kadar kırılgan olduğunu ve istikrarsız bir bölgede yaşanan jeopolitik gelişmelerin dünya genelinde ne kadar hızlı ve kapsamlı sonuçlar doğurabileceğini gözler önüne seriyor.
Energymarkets
Orta Doğu'da Savaş Çıkarsa Petrol Fiyatları Alevlenir mi?İsrail ve ABD'nin İran'a askeri bir saldırı başlatması durumunda, petrol fiyatlarının dramatik bir şekilde yükselmesi bekleniyor. Tahminlere göre, varil başına fiyatlar 85 ila 95 dolar arasına çıkabilir ve ortalama fiyatın yaklaşık 90 dolar olması öngörülüyor. 17 Mart 2025 itibarıyla piyasa dinamiklerine dayanan bu projeksiyon, günde yaklaşık 2,5 milyon varil üretimle önemli bir petrol üreticisi olan İran'ın olası bir saldırı sonucunda arzında yaşanabilecek ciddi kesintileri yansıtıyor. Küresel petrol akışının %20'sinin geçtiği hayati bir boğaz olan Hürmüz Boğazı, İran'ın misilleme yapması halinde bir çatışma noktasına dönüşebilir. Bu durum, fiyat oynaklığını artırarak yatırımcıların ve analistlerin yakından takip etmesine neden olabilir.
Bu tahminin temelinde, jeopolitik gerilimlerin tırmanması yatıyor ve geçmişteki olaylar bu risklerin ciddiyetini ortaya koyuyor. Örneğin, 2019'da Suudi Arabistan petrol tesislerine yapılan saldırılar, günlük 5 milyon varil üretim kaybına yol açmış ve fiyatları 10 dolar artırmıştı. Bu olay, piyasanın Orta Doğu'daki istikrarsızlığa ne kadar duyarlı olduğunu açıkça gösteriyor. İran'a yönelik bir saldırı, ülkenin üretimini yarıya indirebilir veya Hürmüz Boğazı'nı tehdit edebilir. Bu da varil başına fiyatları 15 ila 37,50 dolar arasında artırabilir. Ancak küresel yedek kapasite ve talep direnci, bu artışı sınırlayabilir. Çin'in son ekonomik teşvikleri, perakende satışlarını %4 ve ham petrol işleme hacmini %2,1 artırarak talebe destek sağlarken, ABD'nin uyguladığı tarifeler ve 2025'te beklenen günlük 600.000 varillik arz fazlası, dengeleyici bir baskı oluşturuyor.
Analistler, kısa vadede fiyatlarda bir sıçrama bekliyor ve çatışmanın Hürmüz Boğazı'nın kapanmasına yol açması durumunda fiyatların varil başına 100 doları aşabileceğini öngörüyor. Enerji Bilgi İdaresi'nin (EIA) modelleri ve Eurasia Group ile Deutsche Bank'ın tahminleri de bu senaryoyu destekliyor. Ancak beklenmedik bir ayrıntı ortaya çıkıyor: 2011 Libya iç savaşı ve 2019 Suudi Arabistan olayı gibi geçmiş veriler, kesintilerin geçici olması halinde fiyatların birkaç ay içinde istikrara kavuşabileceğini ve uzun vadeli etkilerin hafifleyebileceğini gösteriyor. Arz şokları ve piyasa ayarlamaları arasındaki bu hassas denge, petrol piyasasını kritik bir kavşağa getiriyor ve jeopolitik gelişmelerin ve bunların ekonomik yansımalarının yakından izlenmesini zorunlu kılıyor.
Sonuç olarak, İran'a olası bir saldırı, petrol fiyatları için yüksek riskli bir senaryo oluşturarak fiyatları büyük olasılıkla 85-95 dolar aralığına ve ortalama 90 dolar seviyesine taşıyacaktır. Kısa vadeli dalgalanmalar fiyatları üst sınırlara zorlayabilir, ancak piyasanın uyum yeteneği, yedek kapasite ve talep eğilimlerinin desteğiyle zamanla dengenin yeniden sağlanabileceğini gösteriyor. Yatırımcılar dikkatli olmalı, çünkü sonuç, çatışmanın kapsamına ve süresine bağlı olarak küresel enerji piyasaları için kritik bir anı temsil ediyor.
Chevron’un Venezuela’dan Çıkışının Ardında Ne Yatıyor?ABD eski Başkanı Donald Trump yönetiminin aldığı dikkat çekici bir jeopolitik kararla, enerji devi Chevron'un Venezuela'daki faaliyet lisansı 1 Mart itibarıyla iptal edildi. Bu hamle, mevcut Biden yönetiminin, Venezuela'da serbest seçimleri teşvik etmek amacıyla Chevron'un faaliyetlerine belirli koşullar altında izin veren politikasından sert bir sapma olarak öne çıkıyor. Kararın arkasında yatan temel neden, Venezuela'nın demokratik hedeflere ulaşamaması olarak gösterilse de, bu adımın ABD'nin yerli petrol üretimini artırma ve yabancı enerji kaynaklarına olan bağımlılığını azaltma stratejisinin bir parçası olduğu açıkça görülüyor. Venezuela'da bir asrı aşkın bir süredir faaliyet gösteren Chevron, bu kararla birlikte önemli bir gelir kaynağını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalırken, bu durum şirketlerin ticari çıkarları ile ulusal politikalar arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gündeme getiriyor.
Bu kararın Venezuela için sonuçları oldukça derin ve tehlikeli. Chevron, ülkenin petrol üretiminin yaklaşık dörtte birini karşılıyordu ve şirketin ülkeden ayrılmasıyla Venezuela'nın 2026 yılına kadar 4 milyar dolarlık bir gelir kaybı yaşaması bekleniyor. Bu ekonomik darbe, zaten kırılgan bir toparlanma sürecinde olan Venezuela'da enflasyonu yeniden tetikleyebilir ve ülkeyi daha da istikrarsızlaştırabilir. Aynı zamanda, ABD'li şirketlerin varlığı ile yaptırım uygulanan ülkeler arasındaki karmaşık ilişkileri de gözler önüne seriyor. Chevron için bu lisans iptali, bir zamanlar kârlı bir varlığı jeopolitik bir riske dönüştürerek şirketi zorlu bir dayanıklılık sınavına sokuyor. Bu çıkar çatışması, siyasi belirsizliklerin gölgesinde faaliyet göstermenin gerçek maliyetini bir kez daha ortaya koyuyor.
Küresel ölçekte, bu karar enerji piyasalarında ve diplomatik koridorlarda geniş yankı uyandırıyor. Petrol fiyatları şimdiden dalgalanma göstererek arz sıkıntısının sinyallerini veriyor. Aynı zamanda, Venezuela'da faaliyet gösteren diğer yabancı şirketlerin geleceği de belirsizleşiyor ve ikincil yaptırımların gölgesi altında kalıyor. ABD'nin daha sert bir tutum sergilemesiyle, enerji sektörü önemli bir dönüşüm sürecine giriyor ve bu değişim, küresel jeopolitik ittifakları ve enerji güvenliğini doğrudan etkiliyor. Chevron'un ülkeden ayrılması, daha geniş bir stratejik oyunun sadece bir parçası mı, yoksa küresel güç dengelerinde köklü bir değişimin habercisi mi? Bu sorunun cevabı, önümüzdeki yıllarda enerji ve nüfuzun sınırlarını yeniden çizebilir.


